6 Aralık 2008 Cumartesi

Soğuk kelimesinin sıcak kaldığı diyar...

15.01.2008

Dün gece yatakta üşüdüğüm kadar hiçbir zaman üşümemiştim hayatımda. Nasıl bir yer burası?

Isıtma, kömürlü sobalarla sağlanıyor. Ağrı'nın kırka yakın Jandarma karakolu arasındaki iki sobalı karakoldan birisiymiş Ulukent Jandarma Karakolu. Gazinoda bir soba, tim odasında (rütbelilerin odası) bir soba, karakol komutanının odasında bir soba ve koğuşta iki soba.

Koğuştaki sobalar ister az, ister çok yansın sadece kendilerini ısıtabiliyordu çünkü izolasyon çok zayıftı, alan iki sobanın ısıtabileceğinden çok daha genişti ve koğuşun PVC dış kapıları sürekli açılıp kapanıyor, hatta çoğu zaman açık kalıyordu. Bütün çarşaflar, yastıklar ve battaniyeler is ve kurum içerisindeydi; terkedilmiş bir yerde, aylardır boş duran yataklar gibi görünüyorlardı.

Ahmet'le yatmaya gittiğimizde boş olan yataklardan iki tanesini seçtik. Soğuk, insanın nefesini kesiyordu. Dışarıda -25, -30 santigrat derece, içeride ise dışarıdan çok da farklı olmayan bir sıcaklık hakimdi. Sanırım en fazla 5-10 santigrat derece daha sıcaktı içerisi. Üzerimde, altımda ve üstümde iki kat yün içlik, ayaklarımda üçer çift çorap ve üstümde de bir askeri kazak vardı. Bunlara ilaveten üzerime bir kazak daha giydim. Ayaklarıma bir çift çorap daha ve bunların üzerine de alt-üst eşofman takımı. Üst eşofmanın üzerine de bir askerin verdiği poları (burada yaptırdıkları, kahverengi, arkasında İlçe J. K'lığı Diyadin Ağrı yazan ve Ağrı Dağ'ını simgeleyen dokuma olan, önünde sağ ve sol göğüs üzerinde Türk Bayrağı arması ve U şeklindeki Jandarma arması bulunan polar) giydim.Artık bir astronot veya robocop gibi hissediyordum kendimi. O an giydiklerimi düşündüm. Üst üste giydiğim dört çift çorap, bacaklarımda iki kat içlik ve üzerine giyilen eşofman.Üst kısmımda iki kat içlik, üzerine giydiğim iki kat kazak, üzerine eşofman ve polar. O an halen bir yerlerim üşüyordu. Başım, kulaklarım ve burnum. Son olarak da beremi geçirdim başıma. Bereyi sadece burun deliklerim açık kalacak şekilde iyice çektim aşağıya. Yatağa girmeye hazırdım artık diye düşündüm kendi kendime. Yapmam gereken bir şey daha vardı, battaniyeleri ayarlamak... Battaniyelerin en yenisi beş, en eskisi yirmi yıllıktı. Bunu her bir battaniyenin sağ alt köşesine işlenmiş rakamlardan anlıyordum. "J. Gn. K'lığı 1989" gibi. Battaniyelerin kenarları, halı püskülleri gibi olmuştu artık ve is ve kurumdan dolayı çok kirliydiler ama bunu düşünecek durumda değildim. Zaten kimse de düşünmüyordu. Beni soğuktan koruması, battaniyelere olağanüstü bir saygınlık kazandıracaktı. Dört tane battaniyeyi ustalıkla ve özenle serdim yatağıma. Batteniyelerin duvar tarafında kalan kenarlarını, kaymamaları için yatakla duvar arasına iyice sıkıştırdım. Artık herşey hazırdı.

Yavaş hareketlerle battaniyelerin altına girdim ve bir birbuçuk dakika boyunca açıkta kalan her yeri kapatarak kendimi yatağa iyice gömdüm. Artık tamamdı. Ama bir gariplik vardı hala, üşüyordum. Vücut ısımın ortamı ısıtması üç beş dakika almıştı. Dışarıdan hava girmediği sürece üşümğyordum artık. Harika bir duyguydu bu. Arada bacaklarımın hareketiyle battaniyelerin altına dolan hava kendini hemen hissettiriyor, kısa bir süre sonra içerisinin sıcaklığında kayboluyordu. Her akşam yaptığım gibi duamı ederek uyuyacaktım artık. Dualarımı bitirdikten sonra vücudumda soğuğu hisseden çok küçük alanlar kaldığını anladım. Burun deliklerimin çevresi, yanaklarım ve çenem. Çok rahatsız edici bir durum değildi bu ve bütün gün hiçbir şekilde ısınmayan hatta çoğu zaman hissetmediğim ayaklarımın ısınması bana yeterince huzur ve rahatlık veriyordu...

Bu rahatlamayla uykuya daldım...

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Başlık süper olmuş.

ozan dedi ki...

Teşekkürler.