06.03.2008
Saat 20:00 sularıydı. Santral odasına girdiğimde, nisan ayı izine çıkacaklar listesi,panoda asılıydı. Birden gözüme ilişti...
Recep Çelik, Bülent Sert, Tahsin Bozkurt, Ozan Yusuf Yılmaz...
Listeye saniyelerce baktım. Gözlerime inanamıyordum. Ozan Yusuf Yılmaz yazıyord, yani ben.İsmim zihnimde defalarca tekrarlanıyor, sanki içimde birisi kısık sesle hiç durmadan ismimi fısıldıyordu. Sessizliği santral görevlisi er Tahsin bozdu;
- Ya çavuş, senin ismin de listede.
- Tahsin. Şakayı bırak. Ben izne gitmeyeceğim.
- Ne şakası çavuş. Bölükten söylediler. İaşeni bile kesmişler.
- Başçavuş nerede?
- Tim oda...
Tahsin'in sözleri bitmeden hemen bitişikteki tim odasının önündeydim. Neyi nasılsöyleyeceğimi düşünmeden kapıyı çalmıştım bile. O an ne söyleyeceğim konusunda hiçbir şeydüşünmediğimi farkettim ancak artık birşeyler düşünmek için çok geçti. Karakol komutanının"gel" demesi için sadece birkaç saniye vakit vardı ve bu zamanı da üstüme başıma çeki düzenvermek için harcamam gerektiğinin farkındaydım. Bir iki saniye içinde Başçavuş'un tok sesi duyulmuştu;
- "geeel";
- Ozan Yılmaz Sivas. Bir durum arz edebilir miyim komutanım?
Kelimeler otomatik olarak ağzımdan dökülürken, tim odasında çok farklı, yani her zamankindenfarklı bir hava olduğunu sezinlemiştim. Karakol komutanı bilgisayar bulunan masada (makam)otururken diğer iki uzman çavuş da masanın hemen karşısında masaya yan gelecek şekildekonulmuş, önlerinde sehpa bulunan sandalyelerde oturuyorlardı. Başçavuş, sanki ölü çıkmışbir evin sahibi gibiydi. Suratındaki ifade anlamsız ve boştu. Dakikalar önce şiddetli konuşmalar yaşanmış da herkes yorgun düşmüş ve susmuş gibi duruyordu. Söylediğim kelimeleradeta havada asılı kalmıştı.
Başçavuş kafasını hafifçe kaldırarak bana baktı ve hiçbirşey söylemeden bekledi. Gözleridevam etmemi belirtiyordu. Diğer iki uzman çavuş'un durumunda ise bir değişiklik olmamıştı.
- Komutanım. Birkaç gün önce size belirtmiştim izne gitmek istemiyorum diye ancak şimdinisan ayı izin listesini gördüm. İsmim var. İzne mi gideceğim komutanım?
- Evet Ozan. Yarın sabah izne gidiyorsun.
- Emredersiniz komutanım,
diyerek ve baş selamı vererek odadan çıktım. O an söylenebilecek ve sorulabilecek birçok şey olduğunu sonradan farkedecektim.
Hiç ihtimal vermediğim, nedenini hep düşüneceğim olay gerçekleşmişti. İzne gidiyordum. Hem de bu gecenin sabahında. Sabaha kadar görevimi yapacak, hiç uyumadan gidecektim.
Hemen nişanlımı arayarak olayları detaylıca anlattım. Üzülsek mi, sevinsek mi bilmiyordukikimiz de. Başka kimseyi aramadım. Sevgilimle herkese sürpriz yapmayı kararlaştırmıştık çünkü. Şansımız da yağver gitti ve hemen ertesi sabaha Ağrı'dan İstanbul'a uçak bileti bulmuştuk. Nişanlım internetten bileti satın aldı. Artık gidiyordum. Bundan geri dönüş yoktu.
Anlam veremediğim ve cevabını bulamadığım iki soru bütün gece aklımdan gitmiyordu.
1) Başçavuş ve uzman çavuşların halleri...
2) Ağrı il jandarma komutanlığı emrinde askerlik görevini yapan seksen kısa dönem askerden neden ben zorunlu izne gidiyorum?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder