29 Ocak 2010 Cuma

Son dakika...

07.03.2008
Ağrı'dan çıkalı yarım saat olmuştu ki, 2 yolcuyu midibüse yetiştirmeye çalışan otomobil bize yetişmişti. Şoför, yol kenarında yolcuları almak için durup midibüsün kapısını açtığında, sıcak hava ile soğuk havanın değişimini gözlerimle görüyordum. Kapının üst tarafından kaynayan bir demlikten çıkan buğu gibi, midibüsün içindeki havanın dışarıya çıktığını görüyor; ayaklarıma gelen soğuktan da dışarıdaki havanın içeriyr girdiğini anlıyordum. Neyse ki bu olay bir dakikayı geçmedi. Tekrar yola koyulmuştuk. Yalçın dağlara tırmanıyorduk artık. Sürekli en kuvvetli konumda çalışan midibüs kaloriferinin sesi, radyodan gelen müziği bastırıyor, adeta kaloriferin güçlü sesi yanında fon müziği havasında çalıyordu. Bir süre sonra her iki sesi de duymaz olmuştum. Alışmıştı kulaklarım. Artık sadece İstanbul'u düşünüyor, kavuşma anının hayaliyle yalçın dağların geçit vermez zirvelerine dalmış gözlerim ve kendi kendime gülümseyen halimle vakit geçiriyordum.

Saat 12'ye yaklaşıyordu. Bir anda yol hiç bitmeyecek hissine kapılmıştım. Tam o sırada Erzurum 1o km. tabelasını gördüm. Hayallerden sıyrılıp gözlerimi yola diktim bu andan sonra. 12:10'da Erzurum havaalanına giriş yapmıştık. Bütün yolcular büyük bir hızla kontrollerden geçip, kontuara yöneldik. Hiç sıra olmaması ve işlemlerimizin hemen sonlanması büyük bir şanstı. 12:20'de uçak koltuğundaydım. Derin bir nefes aldım, sabahtan beri yaşadıklarımı düşündüm. Artık telaş edecek bir şey kalmadığını fark ettim. O an içim ısındı, hafif bir uyku, uyuşukluk hali geldi üzerime. Yüzümde hiç gitmeyen bir gülümseme mimiği olduğunu fark ettim. Bu rahatlama ile kalkış, yolculuk ve Atatürk havalimanına iniş anları sanki hiç yaşanmadı benim için.

Uçak piste teker koyduğunda algılarım yeniden çalışmaya başlamıştı. Zihnimi meşgul eden hiçbir şeyin kalmaması, fiziki bütün yorgunluk ve zorluklardan kurtulmaktan çok daha güzeldi.

1 yorum:

Adsız dedi ki...

ululent krakolu ha 3 yılım geçti oda pehh pehh